h Dolar 8,4404 %-0.2
h Euro 10,0199 %-0.2
h BIST100 1.388,63 %-0.22
a İmsak Vakti 02:00
İstanbul 30°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
BAHAR VAKTI

BAHAR VAKTI

12 Nisan 2021 Pazartesi

HER ŞEYİN TERSİNE DÖNDÜĞÜ AN

0

BEĞENDİM

ABONE OL

İçinde büyük bir huzursuzluk var. Yemek yemek istiyorsun ama yediğin yemeğin tadı yok. Hayatının tadı yok. Ruhun sanki mengeneyle sıkıştırılmış.
İçinde yerinde duramayan bir öfke, bedenini geziyor, ağzını arıyor, yol bulabilmek için. Biliyorum.

Bu hissi biliyorum.
Bir çukura düşmek gibi.
Çamura bulanmak gibi.
Kendini temiz ve saf, hissetmiyorsun.
Bu hissi biliyorum.
Halbuki internette yazan her şeyi yaptın. Bitki çayı içtin, spor yaptın, dinlendin, anda kalmaya çalıştın ama nafile.
Kendini o çukurdan çıkaramıyorsun.
Etrafında olan bitenden bağımsız olamıyorsun.
Olandan kaçamıyorsun.
Bu hissi biliyorum.
.

Sana bir sır verebilir miyim?

Hiçbir şey yapmadan durmayı denedin mi hiç?

Hiç ama.
Söylenmeden, sızlanmadan, şikâyet etmeden, yandaş toplamadan, kendine acımadan, üzmeden, üzülmeden durabilir misin?
Lütfen, hiçbir şey yapmadan dur.
Şimdi, nefes al.

Dediklerimi hatırla.

1- Her ne olduysa senin hayrına oldu. Sakinleş.
2- Kontrol edemediğin şeyler için üzülme. Üzülmek hiçbir şey kazandırmayacak.
3- Bu olanlar sana bir şey öğretmeye çalışıyordu. Ne öğretmeye çalıştığını bul.
4- Hiçbir duruma ya da kimseye bağımlı değilsin. Birileri gidiyorsa, bırak gitsinler. Yerine çok daha iyileri gelecektir, emin ol.
5- Kontrol etme dürtünü fark et. İşler kontrolünden çıktığı için rahatsızsın. Kontrol etme duygusundan azat et kendini.
6- İçeride bir yerde kendine kızanı isteyen kötü gün dostu olmayan yargıç düşünceler var. O düşünceleri sahiplenme. Onlar sadece birer düşünce. Geldikleri gibi gidecekler, bunu hatırla.
7- Son olarak, niyet et. “Bundan daha iyisi nasıl mümkün olabilir?” bunu sor. Cevabı sana gösterilecektir.
Şimdi rahatta ve güvendesin. Gücün sende olduğunun farkındasın. Her şeyin tersine döndüğü bir an var. O andasın.

Her şey tersine döndü.

Duyguların, düşüncelerin, davranışların…
Gevşediler.
Rahattasın.
Andasın.
İstediğin zaman ana geri dönebilirsin.
Farkındasın.
Tebrikler aziz dostum.
Sonsuzluğa doğru kanat çırpmaktasın.

Bahar.

Devamını Oku

Türk Dizi Sektörü

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sabah erkenden kalkmışız, trafikte işe ulaşmaya çalışmış, yağmurun, çamurun,soğuğun rüzgarın içinden geçmişiz, işe gelmişiz.
Şanslıysak huzurlu ve tatmin edici bir işimiz var.
Şanssız isek, yok.
Gerilmişiz,
Yorulmuşuz,
Enerjimiz azalmış
Eve dönmüşüz.
Bir yemek yiyip,
Televizyon açmışız.
.
İşte ekran karşımızda.
Takip ettiğimiz bir dizi var yahut zap yapıyoruz kanallar arasında.
.
Şöyle kısacık bir an en çok izlenen kanallara göz gezdirelim. 1 dakikalığına sadece…
.
Birinde, obsesif ve şizofreni özellikleri gösteren, psikolojik olarak rahatsız kişileri gördünüz.
Bir başka kanalda çocuğu yoğun bakımda olan çaresiz ebeveynleri.
Bir tanesinde eski kocası mafyaya dönüşen kadını,
Bir başkasında her hafta farklı psikolojik vakaları inceleyen ağlamaklı doktoru,
Bir tanesinde kadına şiddet uygulayan ve iki kadın arasında paylaşılamayan anasının biricik oğlu holding sahibini,
Bir diğerinde şiddet gören kadını…
Aldatan kadını,
Aldatılan kadını,
Şirret kadınları,
Aldatan erkekleri
Ölen kadınları,
Cinayetleri,
Psikolojik ve fiziksel şiddetleri…
.
Aşırı aşırı zengin yaşamları,
Fakirlikten sıyrılmak için zengin erkekle birlikte olmaya çalışan kızları,
Sanki “sempatik” olmak dışında bir vasfı yokmuş gibi asistanlık yapan kahküllü kızları,
Çok eğlenceli çalışma ortamlarını,
Çalışma saatleri olmayan güya “çalışan” insanları,
Sadakatsiz insanları…
.
Tüm bunları izlemek istemiyorum ben derseniz,
Son 10 yıldır tüm yarışmalarını ezberlediğimiz, dedikodu ve açlıktan başka bir şey olmayan bir program var, onu izleyebilirsiniz.
Ya da yemek yaparken gerilen bir sürü insan var,
Onu da sevmediyseniz değişik kıyafetler giyinip bir yerlere gidiyormuş gibi yapan, göz kanatan kıyafetler giyip süslenen “kadınların” olduğu bir program var. Ama elbise kumaşları konuşulmuyor sanırım, birbirleriyle kavga ediyorlar.
.
Televizyonu kapattınız.
Nasıl hissediyorsunuz ?
Rahatlamış?
Huzurlu?
Sakin?
Bilinçlenmiş?
.
Bütün bir gününüzü hangi duygularla geçirdiniz?
Önünüzdeki ekran size hangi duyguları sundu ?
Eğer kendinizi faydalı işlerle uğraşmış yahut stres atmış hissediyorsanız ne ala.
.
Ama hissetmiyorsanız, büyük bir sorunumuz var.
.
Bir şey sormak istiyorum sevgili okuyucular,
Şu, kendi ayakları üzerinde duran, okulunu bitirmiş, işini layıkıyla yapan, çocuklarıyla ilgilenen, eşi tarafından sevilen, kendi hayat görüşleri olan, iyi ve güçlü kadınlar nerede ? Göreniniz var mı?

Bakın sempatik, küçük kız çocuğu gibi konuşan, sakarlık yapan, alık alık bakan kadınları demiyorum. Aklı başında, yaptığı işe hakim, adil birer yönetici olan kadınları soruyorum, neredeler ?
.
Nedir bu dizi dünyasının bize sunmaya çalıştığı tablo ?
Güçlü kadın diye çizilen kadın karakterler, kötü kadınlar, farkında mısınız?
Güçlü olmak kötü olmak mıdır ?
İyi ve güçlü olunamaz mı?
.
Ya da ailesi ile güzel vakit geçiren, birlikte neşe içinde masaya oturan, birbirlerine günlerinin nasıl geçtiğini anlatan, beraber kitap okuyup, film izleyen aileler nerede?
İyi anlaşan dünürler, sıcak aile tablosu nerede?
.
Nerede sıkıntısını ailesi ile paylaşan ergen çocuklar ?
Herkes kapıyı vurup yatağa atıyor kendini, farkındasınız değil mi?
.
İnsan bir anormalliğe ne kadar maruz kalırsa, o anormal ona normal gelmeye başlar.
Bugün dizilerde bizi içine ittikleri çukurda kötüler arasında bir taraf tutuyoruz. Kimin daha az kötü olduğunu bulup, onu savunuyoruz.
Erdemli, ahlaklı insanları görmüyoruz.
Prensipleri olan, adil, çalışkan, dürüst insanlara ne oldu ?
.
Bizim normallerimiz, anormal oldu.
Süper babalara, ekmek teknelerine ne oldu ?
Bizim ülkemize ne oldu ?
.
Bahar

Devamını Oku

ÖĞRENCİ ANDI VE GÖRGÜ

ÖĞRENCİ ANDI VE GÖRGÜ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu ülkede birçok kavramı konuşup üzerine kendi anlamlarımızı ekliyoruz. “Saygı” çok konuşulan, dizilere konu olan kavramlardan birisi.
Saygıyı ön plana alıyoruz mesela.
Saygılı olmayı öğretiyoruz, hatırlatıyoruz insanlara.
Ahlak ise bir başka popüler konu.
Televizyon dizilerinden tutun da maruz kaldığımız tüm kanallara kadar ahlakın önemini dinliyoruz, ahlak deyince çarpıtılmış bir namus kavramıyla da karşı karşıya kalıyoruz maalesef.
.
Ama bir konu var ki, hak ettiği değerin çok altında konuma sahip.
Kimse konuşmuyor.
Belki kimse de üstüne düşünmüyor.
Yahut; ilgi çekmiyor , olabilir.
.
Ne midir bu kavram ; görgü.
Görgülü olmak deyince aklımızda pek bir şey oluşmuyor değil mi?
Çünkü görgü kitaplardan okunarak öğrenilmez.
Görgü kültürün insana davranışlar yoluyla kendini gösterdiği bir kavramdır. Temeli ailede, toplumda atılır.
.
Görgü; hayatı daha ince düşünceli yaşamamızı sağlayan, bir başkasını incitmeden kendi çizgimizi koruma hali ve bu hali ise tavırlarımızla yansıttığımız içinde bulunduğumuz seviyeyi gösteren bir kavramdır.
.
Toplumsal görgü kuralları vardır.
Ne midir bunlar?
Küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak,
Yurdumu, milletimi, Öz’ümden çok sevmektir.
.
Bugün Danıştay verdiği kararla “Andımız”ı kaldırarak, toplumsal görgü kurallarımızı da unutturmak üzere bir adım attı.
.
Hatırlar mısınız sabahları okul girişinde andımızı söylediğimiz zamanları ? Her sabah tekrar ederdik; Türk’üm, doğruyum, çalışkanım…
.
Bir insan neden bir şeyi defalarca tekrar eder, biliyor musunuz ?
Mesela namaz kılarken neden defalarca “Allahu Ekber “ yahut “Bismillahirrahmanirrahim” deriz ?
.
Neden bazı sureleri bir defadan fazla okuruz ? Bir defa okumak yeterli olmayacağı için mi ? Allah’ın kelamını 1 kez zikretmek yetersiz olduğu için mi?
.
Hayır.
Bir şeyi birden fazla defa tekrar ederiz ki, özümseyebilelim.
İşlesin zihnimize, bilinçaltında yer etsin.
Bir kere, bir kere daha söyleyelim ki, iyice idrak edelim. Her bir kelimenin ruhumuzdaki yankısını hissedelim.
.
Bu yüzden her namazda onlarca kez “Allah’ın adıyla” başlarız. Bu yüzden onlarca kez “Allah Bir’dir “ deriz.
.
Allah zaten Bir’dir. Biz o “bir” kelimesini düşünmeye başlarız. “Bir” derken “birlik” bilincinden bahsettiğini idrak etmeye başlarız.
.
Gelelim andımıza,
Biz Türk milletinin çocukları olarak her sabah tekrar ettik;
Doğru olduğumuzu, çalışkan olduğumuzu tekrar ettik.
Bizim zihinlerimize bunlar işlendi.
.
Fena mı oldu ? Andımız okumayan gençlik, andımız okuyan gençlikten daha büyük işler mi başardı ?
.
Daha duyarlı, daha görgülü, daha edepli mi oldu ?
.
Öğrenci andında geçen hangi kelime, hangi ideal, hangi Ülkü rahatsız edici bulundu ?
.
Ülkenin kurucusunun açtığı yolda gitmek mi ?
Yurdumuzu sevmek mi?
İlkeli, ülkülü olmak mı?
Yoksa her sabah Ey Büyük Atatürk diyen gençlerin sesleri,
Onlar mı rahatsız etti?
Akıllara Türk’ün özellikleri çalışkan ve ülkülü olarak kazınıyordu, böyle bilinmesi mi rahatsızlık verdi ?
.
Bazı sözler vardır dostlar, zikredilmese de, söylenmesi yasaklansa da yüreğimizin aklımızın ta içine kazınır. Biz ölürüz, andımız okuyan nesil ölür ama andımız metni damarlarımızda akan asil kanda mevcudiyetini devam ettirir.
.
Bizden alamayacakları şeyler vardır.
Atatürk sevgisi ve Türk olma gerçeği…
Üzerinden yüzyıllar da geçse, bunu değiştiremeyeceklerdir.
Bu ikisi değişmedikçe, her şey yeniden kurulur, yeniden inşa edilir, her kelime yeniden can bulur, doğan her bir Türk çocuğu ile…
.
İşte bunu değiştiremezler.
Bazı şeyleri elde edemezler.
Öyleyse bir kez daha,
Tek bir yürek,
Tek bir ağızmışçasına,
Okuyalım andımızı yeni baştan ;
.

Türküm,
Doğruyum,
Çalışkanım,
İlkem;
Küçüklerimi korumak,
Büyüklerimi saymak,
Yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ey büyük Atatürk;
Açtığın yolda,
Gösterdiğin hedefe,
Durmadan yürüyeceğime and içerim.
Varlığım;
Türk varlığına armağan olsun.
Ne mutlu Türküm diyene!
.
Bahar.

Devamını Oku

KADINA ŞİDDET DEĞİL TOPLUMA ŞİDDET

KADINA ŞİDDET DEĞİL TOPLUMA ŞİDDET
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Malumunuz bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü.
Şöyle bir internet araştırması yapınca 1900’lü yıllardan sonra dünyanın çeşitli ülkelerinde kadınların yaşamış olduğu adaletsizlikler sonuncunda böyle bir günün var olması gerektiğini düşündüklerini görüyoruz.
.
Dünya kadınlar gününün varlığı bir zafer değil, bir hezeyan öyküsüdür aslında.
1900’lü yıllarda dahi kadınlar hala kendilerine toplumda yer edinmek için çırpınıyor, haklarını alamıyor, adaletsizlik içinde yaşıyorsa, medeniyet dediğinin tek dişi kalmış canavar olduğu bir kez daha karşımıza çıkıyor demektir.
.
Şimdi sizlerle 2000 yıl öncesine gidelim. 2000 yıl önce, Avrasya Bozkırlarında bir Türk Kadın Hükümdar, Ahameniş İmparatorluğu hükümdarı Kiros ile büyük bir savaşa tutuldu.
Adı Tomristi.
.
Girdiği savaştan zaferle döndü.
Yıl, milattan önce 6. yüzyılı gösteriyordu.
.
Yani kadınların Amerika, Rusya gibi devletlerde haklarını savunmak için çırpındığı, adaletsizliklerine baş kaldırdığı zamanlardan yaklaşık 2000 yıl önce…
.
Dünya 500’lü yıllarını yaşıyorken, Göktürk devletinde kadınlar, kurultay yönetiyordu. Yani, devlet ile ilgili kararları veriyor, devlet idaresinde mutlak söz sahibi oluyordu.
.
Şaşırdınız mı ?
Şaşırmayın.
Bir ülkenin dili o toplum hakkında çok şey anlatır.
Mesela, İngilizce dilinde 3. tekil şahıslardan bahsederken o kişinin kadın mı erkek mi olduğunun anlatılması için “she ya da he” kelimesi kullanılır.
.
Türkçede biz bunu yapıyor muyuz ?
Hayır.
Çünkü bizde kadın ve erkek ayrımı diye bir şey yoktur.
Ancak hakkı olmayan topluluklarda hak savaşı olur.
Hakkı zaten var olan böyle bir mücadeleye girer mi?
.
Türkçede kadın ve erkek ayrımı olmadığı gibi, Türklerde de kadın ve erkek diye bir ayrım yoktur. Erkeğin sosyal hayatta, askeri hayatta, devlet düzeninde ne kadar hakkı varsa kadının da vardır.
.
Türkler kadın erkek ayrımı olmaksızın hepsi asker olan savaşçı bir topluluktur. Azıcık tarih bilgisi olan herkes bunu bilir.
.
Tek eşlilik vardır.
Hatta Türklerde madeni paralarda hükümdar hatun ile birlikte basılmıştır. Paranın üzerinde bile iki kişilik yer vardır.
.
Bir toplumun tarihi, onun kültürü hakkında çok şey anlatır.
.
Geçen gün Samsun’da yaşananlar, bir “erkeğin (!) yerde baygın yatan eşinin kafasına tekmelerini savururken arkada elleriyle yüzünü kapatan o yavrunun “Anne” diyen sesini hangimiz unutabiliriz ?
Biz bu olanlara nasıl müsaade edebiliriz ?
.
Ama ettik. Biz müsaade ettik. Fakat telafi edebiliriz.
.
Arap kültüründe kadının yeri yoktur. Bugün kadına dair söylenen, “evinde otursun, böreğini açsın, kadın bile uzaya gidebilir” gibi bilerek yahut bilmeyerek kadını aşağılayan tüm söylemlerin bizim kültürümüzle zerre alakası yoktur. Bu İslamiyet’e geçiş sürecinde Arap kültürünü de benimsemiş olmanın verdiği hasardır.
.
Şimdi dönelim yine Samsun’a;
Babasının annesini dövdüğünü gören bir çocuk nasıl bir yetişkin olacaktır sizce ?
Şiddeti görmüş, haksızlığı adaletsizliği görmüş bir çocuk, yaşama güvenebilir mi ?
Sevebilir mi yaşamı ?
Hissetmediği duyguları büyüyünce kendi evlatlarına verebilir mi?
Yoksa hayatını korkuları mı yönetir ?
Yahut öfkeli ve şiddet yanlısı mı olur ?
.
Bilemeyiz. Ama gördüklerinin hasara sebep olduğunu biliyoruz değil mi?
Bu kadına şiddet değildir dostlar, bu topluma şiddettir.
.
Şiddet zincirleme bir davranış bozukluğudur. Bunu yaşayan da yaşatan da şahit olan da derin psikolojik yaralar alır.
.
Şiddet gören kendini değersiz hisseder.
Ben değerli olmadığım için bu muameleye maruz kalıyorum diye düşünür.
Kendine değer vermeyi yitiren güçsüz olur, yalnız olur, korkak olur.
.
Ve bu hal, birinden ötekine, ötekinden berikine derken, toplumu esir alır.
.
Peki ne yapmalıyız ?
Öncelikle tekrardan tarihi hatırlamalıyız.
Çocuklarımıza tarih derslerinde devlet yöneten kadınları anlatmalıyız. Paralara resimleri basılan kadınları…
.
Ülke yöneten, savaşa giden, muzaffer olan, ilk defa uçak uçuran kadınları…
.
Ve tekrar etmeliyiz Ata’nın sözlerini,
Defalarca tekrar etmeliyiz.
Akıllara kazınırcasına…
.
Ey Kahraman Türk kadını!
Sen yerlerde sürünmeye değil,
Omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın!

Devamını Oku

YAŞAYAN ÖLÜ

YAŞAYAN ÖLÜ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İnsan ne zaman ölür? Ölüm dediğimiz toprağın altına mı girmektir? Üzerimize konulan tahtalar içine girdiğimiz beyaz bir kefen midir ölüm?

Ölüm canlılık halinin sona ermesidir. Canlılık yani duygusal manada canlılık; heyecanlı olma, tutkulu olma, umutlu olma, yaşamdan zevk alma halidir.

Yaşam dediğimiz engebeli bir yol. İnişleri çıkışları olan, yoran, yıpratan, rüzgârı yüzümüzü yakan dik bir yolu yürüme macerası. İnsan bu maceranın gönüllü tutsağı.

İnsan seviyor yaşamayı, sabahları kuş seslerini seviyor, toprak yolları, o yollarda ayağının bıraktığı izleri, çay içmeyi, çayın sıcaklığını, elleriyle iş yapmayı, yaptığı işten memnun kalmayı seviyor.

Seviyor yaşamın içindeki inişleri, çıkışları.

Bazen zorlanmayı, zorlanmaya rağmen başardığını görmeyi seviyor. Seviyor sağlıklı bir nefes almayı. Umut etmeyi seviyor. Geleceği bekliyor, geleceği istiyor.

Planlar yapmayı seviyor geleceğe dair. Bir ay sonra “zayıflayacağım” “tatile çıkacağım” “anneme gideceğim” “evleneceğim” diyerek planlar yapmayı seviyor.

Yani, hedef koymayı ve hedeflerine ulaşmayı seviyor.

Biz, toplum olarak hedeflerimizden erken emekli oluyoruz. Belli bir yaşa gelince kenara çekiliyoruz.

Her şey için geç olduğunu düşünüyoruz. Whatsapp üzerinden “Tolstoy’un bisikletini” paylaşıyoruz ama bisiklete binmeye çalışmıyoruz.

Bilmeyenler için söyleyelim; Tolstoy 67 yaşından sonra bisiklete binmeyi öğreniyor. Oğlunun ölümünden sonra kendini bisiklet kullanarak rahatlatıyor. Peki, kaçımız yeni bir iş, uğraş edinmek için heves ediyoruz?

Sadece yaşlılarımız değil gençlerimizde de var “yaşayan ölü” olma hastalığı. Hayattan umudunu kesmiş, geleceğe dair planı olmayan, yaşama hevesini ve merakını yitirmiş kişiler, yaşayan ölüler olabilirler mi?

İnsanın can suyu, umududur. Umudu olmayan insan yapraklarını döker, çürür yahut kurur.

Lakin insan can suyunu kendi içinden doğurur. Kendi kendini besler, vitamini de minerali de kendi tutkusu olur. Sararmış yaprakları canlanır, yüzünde renk dilinde hareket olur.

Can suyunuz daim olsun dostlar.

Sabahlarınız aydınlık, günleriniz umut dolu olsun.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.