h Dolar 8,4124 %-0.53
h Euro 9,9998 %-0.53
h BIST100 1.384,33 %-0.52
a İmsak Vakti 02:00
İstanbul 30°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
TÜRK'ÇE

TÜRK'ÇE

13 Nisan 2021 Salı

AD GÜNÜNÜZ MÜ? DOĞUM GÜNÜNÜZ MÜ?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türklerde yiğitlik, yüreklilik, anılma tüm geçmişi (tarihi) boyunca yer alan, tüm anlatılarında/söylencelerinde var olan, kuşaktan kuşağa aktarılan, atasözlerimize giren – yiğit sanıyla (namıyla) anılır – böylece ulus kimliğinin bir özelliği durumuna gelecek biçimde belleklerde yer eden bir olgudur.
Bu özellik Türkleri de yaptıkları yiğitliği, yürekliliği ya da anılası işin/eylemin/etkinin/görevin/başarının üzerine bir ad almasını da doğurmuştur.
İşte Türkler yaşamları içinde gerçekleştirdikleri anılası bir olay sonucunda kendilerini diğer kişilerden ayırmayı sağlayan bu olayı kendilerine ad (takma ad/lakap) olarak alırdı. Sözgelimi ayıboğan, sanatgüneşi, sarıçizmeli, imparator, başbuğ, gazi, Atatürk gibi adları kendilerine bugünkü soyadı gibi ikinci bir ad olarak alırlardı.
Kuşkusuz bu ad anılası, kutlanası bir ad da oluyordu. Kazanılan bu adın anılması, anımsanması ve yaşatılması ki bu ad bir gelenek, bir ulus kimliği bir söylence olması için ayrı bir anmayı da gerektiriyordu.

Böylece Türklerde doğum gününün yanına ad günü de gelmiş oldu. Ancak anlaşılacağı üzere ad günü başka, doğum günü başka bir kavramdır.
Doğum günü doğrudan doğumla, atadan alınan ve kişinin yaşatması, taşıması ya da anılması beklenen addır. Oysa ad günü kişinin kendi becerisiyle elde ettiği addır. Bu nedenle karıştırılmaması güzel bir gelenek, geçmiş ve kalıttır (mirastır).

Gelelim günümüze. Bugün yertinç (dünya) düzeninde savaş boyutunda anlatılası yiğitlikler çokça görülemiyor. Ancak önemli bir iş/eylem/etki/görev ya da başarı yine edinilebiliyor.
Dolayısıyla bugün de ad günü kutlaması yapılabilir. Örneğin yavrumuz bilimyurdunu (üniversite) bitirip sagun (hekim/doktor), ölçmen (mühendis), öğretmen olduğunda, doğum yapan kadının aldığı annelik sanını ya da sanat, spor, yazın (edebiyat) alanında başarı kazanılan o günü bir ad günü olarak anabiliriz.
Ya da benim gibi bir Türkçeseverin kendine ad alması gibi yapılabilir. Uzun süredir ilgili çevremde seçerek, severek kullanmaya başladığım GökTöre takma adını 3. Ayın 26’sında yasal olarak da almış bulunmaktayım.

Yaşım gereği beni uzun yıllardır tanıyanlar için eski adımı kullanacağını söyleyen ya da yeni durumu önemsemeyen pek çok kişi var. Şu var ki bu işlerde geride kalanlarla, konuyu anlamayanlarla, (düşünmeyip) yorulmaya çabalamayanlara bakılarak yola çıkılmaz.
Ben bu işi ulusuma, gençlere ve sonra kendi neslime örnek olmak için yaptım/yapıyorum. Belki böylece bir kişi yavrusuna Türkçe ad vermeyi önemsiz görmez, kendi dilini bayrağı ve yurdundan aşağı görmez. Ne dersiniz?
Ne mutlu onlara örnek olabilirsem.
Adımı ben verdim, yaşımı Tanrı versin!
Yaradan Yaraşır Yaşatsın (YYY)
Büyük Türk Ulusuna olan inanç, umut ancak kaygılarımla…

Devamını Oku

ANLAŞILAMAYAN İSTİKLAL MARŞI

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Okunamayan, Anlaşılamayan ve bu durumu yazılamayan İSTİKLAL MARŞI

istiklalmarşı

12 Mart 1921’de Büyük Ozan Mehmet Akif Ersoy o kutlu dizeleri yazdığında; Yunanların ilerleyişi bitmemiş, Ankara önlerine dek gelmişlerdir. Onları yurttan tümüyle atacak Büyük Taarruz ise bir hayaldir. Ülke bağımsızlığının tanındığı Lozan’ı imzalatmamış. Bayrağımızın bugünkü biçimi henüz çizilmemiş, genel olarak al üzerine çizilen ak ay ve yıldızdır. Yazılan ant (marş) eski abece ile yazılmış. Okuyabilenlerin okuma bilmeyenlere kıvançla okuduğu ancak ezgisinin seçilmesine 3 yıl olan bir şiirdir.
İşte böylesine UMUT verici, ulusunu bilen/tanıyan/İNANAN bir büyük ozanın yapıtıdır.

(Torunu Selma A. Ersoy’un anlatımına göre “Başımızdakini (M. Kemal) kim görse inanırdı.”)

Dil ve yazı devrimlerimiz ile Türk Ulusunun yüzyıllarca sindiremediği yanlışlardan dönülmüş. Türk kimliğine daha uygun bir düzene geçilmiştir.

(İlk akla gelene kısa bir yanıt verelim. Dil, Arapça/Farsçadan kurtuldu da İngilizce/Fransızca etkisine ve abece, sanıldığı gibi Arapça gidip Latince gelen yine yabancılaşmada değil)

100. yılını kutladığımız bugünlerde; 10 kıtasında ne yazdığını tümüyle anlamakta zorlanan yavrularımızın ilk abece ile okuyabilenleri zaten yok denecek denli azdır.

Türkler için (Bakın TC vatandaşları demiyorum) 100 yıllık bir sürenin ne denli kısa olduğunu düşündüğümüzde (Zaten TC vatandaşları 100 yılda bu nasıl olabilir dese biz kimiz demeliler) bu durumu nasıl değerlendirmeliyiz?

Birincisi: Devlet-i Aliye dönemi bir ozanın yazdığı sözler için aslında çokça Türkçe. O günkü abecenin durumunu da düşünürsek bu durum olağan.

İkincisi: Andın gelecek kuşaklarımızca daha az anlaşılır ya da okunabilir olacağını düşünürsek (ne yazık ki!) bu durum da ne M. Akif Ersoy’u ne de Türkçemizi bağlar. O ant dönemin ve durumun getirdiği bir durumdur.

Türkçe açısından durumu okumayı sürdürdüğümüzde usumuza (aklımıza) ilk şu soru geliyor. Öyleyse İstiklal Marşı da Türkçeleştirilmeli midir?
Bu tür yapıtlar kişilere özgüdür. Dilerse tümüyle yabancı sözcüklerle yazılsın tıpkı bir bedizcinin (ressamın) bedizini değiştirmeye benzer. Yine dilsel olarak da bir sorun değildir. Çünkü bu durum dili değil yapıtı bağlar.

Bir kez daha büyük ozanı sevgi ve saygıyla anarken;

Bu ulusa yazdığın ant severek.
Daha kazanılmamı utkuları bilerek
Kurtuluşa götüren bir umut oldun
Yurdun uçmağ olsa gerek! (Göktöre)

Tanrı bu ulusa bir daha bağımsızlık andı yazdırmasın!
Büyük Türk Ulusuna olan umut, inanç ancak kaygılarımla…

Devamını Oku

VAGON Lİ OLAYI: Türkçe için ilk ve tek eylem!

0

BEĞENDİM

ABONE OL

İlkokuldan beri ulus olmanın 3 koşulu olarak şunlar söylenir. Toprak, bayrak, dil.

Ancak sonrasında toprak ve bayrak uğruna gerekirse ölünürken iş dile gelince durum bye bye…

Oysa Cumhuriyetimizin ilk yıllarında Türkçe konusunda da çok büyük duyarlılık vardı. Bu yazımda size 88. ci yıl dönümü gelen Vagon Li olayını anımsatarak geçeceğim.

Fransız demiryolu işletmesi Vagon-Li (Wagons-Lits) demiryollarının henüz yaygınlaşmadığı ve yabancıların elinde de olan bir dönemde özellikle kamu çalışanlarını taşıyan saygın bir işletmedir.

Bir akşam Ankara’ya gidecek katarda (trende) yer kalmadığını öğrenen bir kişinin ısrarları üzerine memur Naci Bey İstanbul merkezi arar. Naci Bey’in telefonda Türkçe konuşması İstanbul’a yeni
atanan Belçikalı Yönetici Jannoni ‘nin kulağına gider.

Sava (iddiaya) göre Jannoni Naci Beyi çağıracak “Burada yasal dilin Fransızca olduğunu bilmiyor musunuz? Size sopa ile mi davranmalı“ diye bağırır.

Naci Bey ise karşılık olarak “Ben Türk’üm. Ül¬kemde yasal dil Türkçedir. Hatta siz bile Türkçe öğrenmelisiniz.” der.

Bunun üzerine Jannoni Naci Bey’e önce 10 lira (yada 25 kuruş) ceza ardından da 15 gün uzaklaştırma verir.

Cumhuriyetin 10. yıl kutlamalarının yaklaştığı dönemde bu olay güncelerde (gazetelerde) geniş yer bulur. Bunun üzerine bilimyurdu (üniversite) gençlik sorumluları büyük bir açık hava toplantısı ile bu olayı kınamaya kararı alırlar.

22.02.1933 de gerçekleşen olaydan 3 gün sonra Taksim’de toplanan binler, yapılan coşkulu konuşmaların ardından Beyoğlu’na doğru yürüyüşe geçer. “Türkiye’de Türkçe konuşulur”, “Türkiye’de Türk dili hakimdir” gibi söylemlerle birlikte önce Beyoğlu ardından Karaköy’deki iş yerinin kapıları camları kırılarak orayı dağıtırlar ve içeriden aldıkları Mustafa Kemal’in resmi ve Türk bayrakları ile Babıali’ye gelerek orada Akşam, Milliyet, Vakit, Cumhuriyet gibi güncelerin önünde gösterilerini sürdürürler. Cumhuriyet gazetesinin önünde yazarlar¬dan Peyami Safa’nın “Türk diline dil uzatanların dilleri kurusun” diye bağırması, gençleri iyice coşturur.

O günlerde Mustafa Kemal İstanbul’da bulunuyordur. Konuyu öğrendikten sonra “Oradan polisleri, jandarmaları çekin. Çocuklardan da birinin başına en ufak bir şey gelmesin” der.
Olayların ertesi günü Cumhuriyet güncesi baş yazarı Yunus Nadi ‘Yataklı Vagonlar İdaresindeki Hadise’ başlığı ile olayı şöyle değerlendirir:

“Türkiye’de çalışan hiçbir müessese burada illa filan dil konuşulur diye iddia edemez. Bu, kapitülasyonları ilga eden (yürürlükten kaldıran) Türkiye’ye özgü bir hal değildir. Çağdaş ve bağımsız her ülkede yabancı dillere yalnızca hoşgörülü olunur. O kadar. Yoksa Yataklı vagonlar Şirketi’nde Fransızca da konuşulabilir. Fakat orada Türkçe konuşmanın yasaklanması yalnızca mecnunluk veya ahmaklıktır…”

Olaylardan sonra özellikle bu bölgede pek çok yabancı işletme adlarını Türkçesi ile değiştirmek durumunda kalır ve Vagon-Li ‘de daha sonra Devlet-i Aliye döneminden kalan birçok yabancı işletme gibi devletleştirilir.
Büyük Türk Ulusuna olan umut, inanç ancak kaygılarımla…

Devamını Oku

Gara’yı KARA okuyabilmek!

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ankaralılar konuşma dilinde Ankara’yı “ANGARA” diye okur.

Gara’yı Türkçe bir bakış açısıyla okumaya başlamadan önce 16 kutalmışımızı (şehidimizi) yürekten anmayı bir borç bilirim. Yurtları uçmağ olsun!

Bilindiği gibi bu bölge özellikle Türkmen soydaşlarımızın da yaşadığı yerler olarak bilinmektedir. Sınırları siyasi çizgiler değil Ömer Seyfettin’in dediği gibi:

Benim ülkemin sınırları Türkçenin konuşulduğu yerde başlar Türkçenin konuşulduğu yerde biter. Ülküsü gereği incelerken yer adları konusunda da tüm toplumların ortak tavrı olan bulundukları yere ad vermek üzerinden bir değerlendirmeye başlayalım.
Gara sözcüğünü ilk duyduğumda Türkçeci kulağıma hemen;

– Burası “kara” olmasın! Diye bir fısıltı geldi.

Yerin adını dilsel olarak incelersek: Irak’ta Arap abecesi gereği buraya Gara, Gare, Kara vb. pek çok çeviri/söylem yanlış olmaz.

Yerin dağlık bir bölge olması açısından incelersek: Türklerin yurtlarını dağlık, tepelik bölgelere kurduğu yine bilinen bir durum.

Yerin konumunu incelersek: Irak’ın kuzeyi olarak geçmekte. İşte daha şaşırtıcı bir durum…

(Türk tarihine bakıldığında “kara” sözcüğü sıkça kullanılan, birden çok anlam da (boya, kötümserlik, güç gibi) taşıyan önemli bir sözcüğümüz. Şöyle bir örnek verelim: Rus Türkologlardan L.N. Lezina ve A.V. Superanskaya’nın hazırladığı “Bütün Türk Halkları” adlı onomastika sözlüğünde 400 Türk boy, oymak ve obasının adının başında “Kara” sözcüğü yer almaktadır. Karakoyunlu, Kara Avşar, Kara Bahşilü, Kara Baldır, Kara Bolgar, Kara Tatar, Kara Kidan, Kara Budak, Kara Kurdlu, Kara Kanlu vb.)
Yer Irak’ın kuzeyi ve “Kuzey Irak” diye adlandırılmaktadır.

Kara sözcüğü de Türk tarihinde yön adlarından “kuzey” için kullanılır.

Söz gelimi: Karadeniz, adı verildiği önemde o gün ki topraklarımıza göre kuzeydedir. Karakoyunlular, kuzeydeki Türklerdi. Koyunları kara olanlar değildi.

(Ayrıntılı bilgi ve alıntı için bakınız: “Dr. Ahsen Batur: Türklerde ak ve kara kelimeleri üzerine”)

Dolayısıyla; Abecesel, yersel, bölgesel ve tarihsel olarak incelediğimizde buranın bir Türk yurdu ve adının Kara olması çok olası bir durum.

Önemli olan ise dilimize/konuşmalarımıza özen göstermek, tarihsel ve toplumsal olarak kimliğimizi, yerimizi bize bir kez daha göstermemizi sağlayacak olmasıdır.

Çay ocağına kendi soyadını vermekten ticari kaygıyla erinen, oturduğu kafede tuvalet yerine ayakyolu dersem gülerler diyen, torununa bye bye derken ne dediğini bilmeyenleri görür ve duyark
en…
Bir kez daha tüm kutalmışlarımız önünde diz vurarak!

Büyük Türk Ulusuna sevgi, emek ve kaygılarımla…

Devamını Oku

MESUT ÖZIL, ALİ KOÇ VE TÜRKÇE !?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Zonguldaklı bir oğuşun (ailenin) Almanya doğumlu yıllarca Almanya, İspanya ve İngiltere ayaktopunda (futbolunda) gösterdiği etki ile son dönemlerin en ünlü Türk ayaktopçusu olan Türk kökenli Alman yurttaşı Mesut’un yurduna dönmesi Türk ve Dünya ayaktopunda büyük ses getirdi.

Yabancı basının da büyük ilgi gösterdiği imza töreninde Fenerbahçe Başkanı Ali KOÇ beklenmedik bir söylemde bulundu.

– Mesut ÖZİL’in formasında bundan sonra ilk kez ‘ÖZİL’ yazacak.

Bir bilinçaltının dışavurumu böylesi bir etkinlikte görülen bir durum değil. Büyük olasılıkla da kimsenin ayrımında (farkında) olmadığı bir söylem oldu.

Dilbilgisi olarak özel adların olduğu gibi yazılması gerektiğini sanırım herkes bilir. (Tabii bizdeki bu duyarlılık/eşitlik görüldüğü üzere onlarda yok)

İngiliz Urban Dictionary ve Oxford Sözlüğü, Ozil sözcüğünü şöyle açıklıyor:

Ozil: “Birine yardım etmek, asist yapmak.”

Üstelik 2013 yılından bu yana bu sözcüğü kendi sözlüklerine de alıp istedikleri gibi yazıp, kullanırlarken…

Bizdeki yabancı hayranlığı bir yana dilsel anlamda bilinçsizliğimiz de ne düzeye varmış! “Kendilerince” bizi aşağılarcasına davranıyorlar.

Yavrularımıza ad ararken usumuza (aklımıza) Türkçeyi bile getirmediğimiz şu dönemde böyle bir söylemi duymamız iyiydi. Ancak bir de görmemiz/okumamız için yazmış olalım.

Büyük Türk Ulusuna olan inanç ancak kaygılarımla…

“Türk demek Türkçe demektir. Ne mutlu Türk’üm diyene!”

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.